GAFLET
Hiç kendinizi bir anda günün sonuna gelmiş ama saatlerin nasıl geçtiğini hiç anlamamış bulduğunuz oldu mu? Ya da gün boyu koşturup akşam yatağa yattığınızda “Ben bugün gerçekten ne yaptım, kime dokundum, ne hissettim?” diye sorduğunuz? İşte o anlarda kapımızı çalan, çoğunlukla farkında bile olmadığımız can yakıcı bir gerçek var: Gaflet.
Gaflet; sadece “unutmak” ya da “dalgınlık” demek değildir. Gaflet; gözümüz açıkken ruhumuzun uyuşması, hayatın akışı içinde Öz’den, amaçtan, adaletten ve vicdandan kopmamızdır. Hayatı otomatik pilota bağlayıp direksiyonu hırslara, korkulara ve alışkanlıklara teslim etme halidir.
Gaflet kendisini tatlı bir uykuda değil, çoğu zaman başkalarının canını yakarak, ilişkileri çürütüp insanı kendi özüne yabancılaştırarak gösterir. yaşamın her alanında gafletin can yakıcı yansımalarını şu başlıklar altında ele almak istedim:
Gündelik Yaşamda Eş, Dost ve Akraba İlişkileri: En yakınlarımızı “nasıl olsa hep oradalar” zannederek fütursuzca kırmak, gıybet masalarında dostlarımızın arkasından konuşup yüzlerine gülmek gündelik yaşamın maskeli gafletidir. Bir akrabanın başarısını için için kıskanıp onun düşüşünden gizli bir haz duymak; aradaki akrabalık bağını sadece çıkar çatışmasına indirgemek… Cenazelerde bile birkaç dakika hüzünlenip ardından miras kavgalarına, dünya dedikodusuna dalabilen insan zihni, ölümün ve ayrılığın soğuk soğuk yüzümüze çarptığı anlarda bile gaflet uykusundan uyanmamak için direnir.
Aile İçi İletişim ve Çocuklarla Münasebet: Ailesinin geçimini sağlama telaşındaki bir ebeveynin en büyük gafleti, çocuğun karnını doyurmayı onun “ruhunu doyurmak” ile karıştırmasıdır. Eve gelip elindeki ekrana gömülen, çocuğunun gözlerinin içine bakıp “Bugün gerçekten nasılsın?” demeyen bir anne-babanın varlığı, o evde kocaman bir yokluk yaratır. Çocuğun dikkat çekmek için çırpınışlarını “yaramazlık” saymak, onun körpe dünyasındaki korkuları küçümsemek ve onu kendi hayallerinin bir takas malzemesi gibi görmek… Çocuk büyüyüp elinizden kayıp gittiğinde ya da aranızda aşılmaz duvarlar örüldüğünde uyanırsınız ama o zaman da geçen yılların telafisi olmuyor.
İş Hayatında: Kariyer basamaklarında tırmanırken ya da o koltuğu koruma telaşındayken düşülen ilk gaflet, üstün astı bir “insan” değil de harcanabilir bir veri olarak görmesidir. Bir amirin, altında çalışan insanın emeğini sömürürken onun onurunu ve evinde bekleyen çoluk çocuğunu unutması ne kadar büyük bir vicdan tutulmasıysa; çalışanın “çalışıyormuş gibi” yaparak masa başında vakit öldürmesi de o kadar sinsi bir gaflettir. Şirketi kandırdığını, patrona ders verdiğini sanan insan; aslında üretmeyerek kendi potansiyelini çürütür, mesleki kaslarını köreltir ve en değerli sermayesi olan ömrünü çöpe atar. Emeğinin hakkını vermeden gün devirmek, insanın kendi özsaygısını yitirmesi ve helal kazanç bilincinden uzaklaşarak kul hakkıyla yüzleşmesidir. İş hayatı; gücün verdiği kibirle altındakini ezenlerle, zamanını çalarken kendi hayatını çürütenlerin bu karşılıklı uyuşma sahnesiyle doludur.
Okulda Akran İlişkileri ve Sürü Psikolojisi: Okul koridorlarında gencecik zihinlerin düştüğü gaflet belki de en sinsi olanıdır. Bir gruptan dışlanmama, “popüler” olma veya kabul görme uğruna bir akranın zayıflığıyla dalga geçmek, onu zorbalıkla ezmek… Yanındakinin gözyaşını ve aşağılanmışlığını gördüğü halde, sırf kendi konumunu riske atmamak için sessiz kalmak ya da kahkahalara eşlik etmek bir karakter gafletidir. Akran baskısına boyun eğip değerlerini, ahlakını bir kenara bırakan genç, sırf grupta kabul görmek adına kendi ruhunu ateşe attığının farkında bile değildir.
Kadim Kaynakların ve İnsan Zihninin Penceresinden Gaflet
İslami doktrinde gaflet, kalbin üzerini kaplayan pas ve körleşmedir. Kur’an-ı Kerim bu hali sarsıcı bir dille şöyle tarif eder: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavramazlar; gözleri vardır ama onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’râf Suresi, 179).
Hz. Peygamber (s.a.v.) ise zihnimizi sarsan şu uyarısıyla uykudan uyanmaya çağırır: “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.” Buradaki vurgu son derece nettir: Dünyanın hırsına, unvanına ve geçici zevklerine dalıp asıl varoluş gayesini unutmak, yaşayan bir ölü olmaktan farksızdır.
Felsefi açıdan bakıldığında gaflet, insanın kendi varoluş sorumluluğundan kaçarak sahte bir dünyada yaşamasıdır. İnsan, kalabalıkların sürüklediği yere gider; “herkes” ne yapıyorsa onu yapar, “herkes” neye gülüyorsa ona güler. Kendi aklını, kendi vicdanını rafa kaldırır. Sokrates’in “Sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değer değildir” sözü tam da bu noktaya parmak basar: Sorgulamadan, neyi neden yaptığını bilmeden yaşamak, bir insanın kendine yapabileceği en büyük felsefi ihanettir.
İnsan psikolojisi ve modern dünya açısından gaflet ise bir “duygusal uyuşma” ve “otomatik pilot” halidir. Zihin sürekli geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin kaygıları arasında mekik dokurken, içinde bulunduğu “an”ı ıskalar. Psikolojide “mindlessness” (farkındasızlık) denilen bu durum, kişinin kendi bedeninin sinyallerini, tükenmişliğini ve en önemlisi çevresindeki insanların duygusal ihtiyaçlarını fark edememesine yol açar. İnsan mekanikleşir; hisseden bir varlık olmaktan çıkıp sadece tepki veren bir organizmaya dönüşür.
Gaflet Uykusundan Uyanışın Yolları
Bu can yakıcı uyuşukluk halinden sıyrılmak, direksiyonu yeniden vicdanımıza ve aklımıza teslim etmek mümkündür:
- Günlük “Sarsılma ve Hesaplaşma” Molaları Verin: Gün içinde bir an durun ve kendinize sorun: “Ben şu an bir insanın hakkını yiyor muyum? Birini kırdım mı? Yapmam gerekeni erteleyip önemsiz şeylerle kendimi mi kandırıyorum?” İslami gelenekteki muhasebe mantığı, insanın kendi içiyle yüzleşip kalbindeki pası silmesini sağlar.
- İlişkilerde “Sadece Orada Olun”: Çocuğunuzla konuşurken, eşinizi dinlerken ya da bir dostunuzun derdine ortak olurken elinizdeki telefonu bırakın. Zihninizdeki diğer tilkileri susturun. Bir insana verilebilecek en büyük değer, ona bütünüyle yönelmiş bir dikkat ve varlıktır.
- Geçiciliği Zihninizde Canlı Tutun: Doğu ve Batı düşüncesinin ortak uyanış çağrısı olan “ölümü hatırlamak” (Memento Mori), gafletin en büyük panzehiridir. O koltuğun, o makamın, sahip olduğunuz sağlığın ve sevdiklerinizin sonsuza kadar sizinle kalmayacağını bilmek; astınıza takındığınız kibirli tavrı da akranınıza yaptığınız zorbalığı da anında eritir.
- Tüketim ve Akış Çılgınlığına Sınır Koyun: Sosyal medyanın, bitmeyen alışveriş arzularının ve güncel gürültünün zihninizi işgal etmesine izin vermeyin. Zihninize giren her bilgiye, her görsele sınır koyun ki kalbiniz ve aklınız yeniden derinlemesine düşünebilecek alanı bulabilsin.
Gaflet, hayatın akışında hepimizin içine düştüğü derin bir kuyu. Önemli olan o kuyunun karanlığını fark edip yukarı bakabilmek ve son nefes gelmeden önce gözümüz açıkken uyanmayı başarabilmektir.